Tek Kutuplu Düzenin Sonu mu?

2

Dünya gündemi en çok sarsan hadiselerden biri enflasyon meselesi. Rusya-Ukrayna krizi, dolar imparatorluğu, Ortadoğu gündemi, ahtapot doktrini ve daha nice dünya gündemini meşgul eden hadiseleri Beytullah Demircioğlu’nun kaleminden istifadenize sunuyoruz…

Enflasyon, dünyanın bir numaralı gündemi. Pandemi sürecini çok ciddi ekonomik hasarlarla atlatan dünya, Ukrayna-Rusya Savaşı nedeniyle bugünlerde çok daha sancılı bir süreci yaşıyor. Amerika’sından Avrupa’sına gelişmiş ülkelerinden gelişmekte olan ülkelere varıncaya kadar birçok ülke yönetimleri tırmanıştaki enflasyonu dizginlemede çaresiz kalıyor. Zira, birçok ekonomik gerekçenin yanı sıra enflasyonun en önemli tetikleyicilerinden biri olan jeopolitik riskler artarak devam ediyor.

Ukrayna’da, Putin yönetiminin hedef küçültmesiyle tansiyon nispeten düşmüş gözükse de savaşın uzayabileceği yönünde güçlü beklentiler var. Ukrayna-Rusya krizine paralel hem Ortadoğu’da hem de Ege’de sular yeniden ısınıyor. İran’ın nükleer silaha ulaşmasının an meselesi olduğu haberleri hem İsrail’i hem İran’ın Şii yayılmacılığından mustarip kimi Arap ülkelerini tedirgin ediyor. İsrail’in bundan sonra İran’a yönelik gerçekleştireceği muhtemel eylemlerine ilişkin olarak İsrail Başbakanı: “Artık ahtapotun kollarıyla değil başıyla uğraşacağız” diyor.

Batı emperyalizminin şımarık çocuğu Yunanistan öyle gözüküyor ki Batı’nın kullanışlı aparatı ve figüranı olarak kalmakta kararlı. Jeopolitik konjonktürü fırsata dönüştürmek adına ülkesinin topraklarının neredeyse tamamını adeta ABD’nin askeri üssü haline getirmiş bulunuyor. Bir anlamda gönüllü olarak Zelenksy rolüne soyunan Micotakis yönetimi, Yunanistan’ın maksimalist taleplerini konsolide etme ve Türkiye üzerinde baskı oluşturabilmek için bir takım provokatif eylem ve söylemlerle Ege’nin sularını ısındırmaya çalışıyor. Batı’nın figüranlığına soyunan Miçotakis yönetimini Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Filmde hasarı alan as oyuncu değil, figüranlardır” diye uyardı.

Asya Pasifik hattı da gerilim dolu. Çin ile Tayvan arasında Ukrayna-Rusya krizinin izdüşümü niteliğindeki gerilimin, ABD’nin Tayvan’ı iteklemesiyle sıcak bir çatışmaya dönüşmesi hiç de uzak bir ihtimal olarak görülmüyor.

ABD’sinden Rusya’sına, İran’ından Esed rejimine kadar birçok ülkeden gelen itirazlara rağmen Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde kurulmak istenilen terör koridorunu çökertmek için başlattığı ama yarım kalan harekâtları tamamlamaktaki kararlılığını sürdürüyor. Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine başlatacağı yeni bir harekatta İran ile vekalet savaşına tutuşacağı beklentisi bir hayli yüksek görülüyor.

Uzun zamandır Hindistan’daki faşist yönetimin zulmü altında son derece sancılı günler yaşayan Hintli Müslümanlara yönelik baskılar, Peygamber Efendimize yönelik hakaretlerle artık tahammül seviyesine çoktan aşmış durumda. Hintli Müslümanlarla, aşırı sağcı Hindu faşist yönetim ve onun desteklediği çeteler arasındaki tansiyon her geçen gün artıyor.

Velhasıl, uluslararası siyasi konjonktür dünyanın en önemli gündem maddesi haline gelen enflasyonist süreci tersine çevirecek bir mahiyet arz etmiyor ne yazık ki!  Jeopolitik risklerin yanı sıra ekonominin lokomotifi enerjinin ve gıdanın stratejik bir silah bir koz olarak kullanılması ekonomik krizleri daha da derinleştiriyor.

Artık Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak’

Ukrayna-Rusya savaşının uluslararası ilişkiler tarihinde bir milat olacağı, dünyanın ekseninin değişeceği, Batılı düzenin çöküşe geçeceği uluslararası analizlerde altı çokça çizilen bir tespit. Rusya’nın Devlet Başkanı Vladimir Putin de “Küresel politikada artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını, tek kutuplu dünya düzeninin sona erdiğini” söylüyor. Mevcut düzenin liderliğini yapan ABD Başkanı Biden ise yeni bir düzenin kurulmakta olduğunu kabul etmekle birlikte “ABD’nin yeniden bu düzene liderlik edeceğini” ileri sürüyor. Dünyanın hemen her coğrafyasında yansımaları olan küresel bir güç mücadelesinden kim galip çıkacak peki?

Küresel düzlemdeki tablo, oluşmakta olan yeni düzende Batı dünyasının bir hayli sancılı olduğunu gösteriyor. Batı dünyası tarafından Putin Rusya’sına karşı başlatılan sıcak/soğuk savaş evet Rusya’ya askeri, ekonomik ve imaj yıpranması anlamında ciddi bir maliyet ödetti, ödetmeye de devam ediyor.  Ancak bu maliyet birçok analizde Rusya açısından tolere edilebilir bir maliyet olarak görülüyor. Savaş sonrası başlatılan ekonomik yaptırımların Batı dünyasının özellikle Avrupa kanadına ödettiği maliyetin çok daha yakıcı olacağı vurgulanıyor.

“Dolar İmparatorluğu” Çöküyor mu?

AB’nin Rusya’ya uygulamaya çalıştığı doğal gaz ve petrol ambargosu ellerinde patladı denebilir. Birçok ülke Putin’in, “benden gaz almak istiyorsanız Ruble ile ödeyeceksiniz” restine boyun eğmeye başladı. Buna birçok Avrupa ülkesi de dahil. Rusya, AB’nin ambargo uyguladığı petrolüne pazar bulmakta zorluk yaşamazken, Avrupa, yüzde 40’lara varan oranlarda bağımlı olduğu Rus gazına yeterli miktarda alternatif bulamıyor. Hem de Ruble, Dolar ve Euro’nun alternatifi rezerv para haline gelme yolunda ilerliyor. Rusya’nın enerjiden kazancı 100 günde 100 milyar dolara ulaşırken (geçen yıldan yüzde 60 daha fazla) yeterli gaz bulamayan Avrupa’nın doğalgaza ödediği fatura kat be kat arttı ve artmaya da devam ediyor. Ekonomilerin lokomotifi enerjiye ödenen yüksek faturalar, Avrupa’ya ve petrol üreten ülkeler hariç dünyanın geri kalanına yüksek enflasyon olarak geri dönüyor.

Bu yüzden, Batılı ekonomistler dahi Ukrayna’daki savaşın kapitalist ekonomik düzeni değiştirebileceği uyarısında bulunurken, özellikle enerji ticaretindeki ödeme sistemlerini parçalayabileceği, Dolar ve Euro’nun rezerv para birimi özelliğini kaybedeceğini belirtiyorlar.

ABD Merkez Bankası FED’in Başkanı Powell da Dolar’ın rezerv para birimi olma günlerinin sayılı olduğu uyarısında bulunuyor. IMF verilerine göre 2019’da %62,4 olan ABD dolarının küresel rezerv para hacmi %59’a düştü. İç borcunu da dış borcunu da para basarak ödeyen ABD açısından doların rezerv para olmaktan çıkması tam bir yıkım olarak görülüyor. O derecede ki bizzat kendi istihbarat raporları bu durumun ABD açısından nükleer saldırıdan daha yıkıcı olacağını belirtiyor.

Ateşteki Kestaneleri Piyonlara Aldırma Stratejisi

ABD başkanı Biden kurulmakta olan yeni küresel sisteme ABD’nin yeniden liderlik edeceğini iddia etse de tablo bunun hiç de kolay olmayacağını gösteriyor. Artık güven vermeyen bir ABD gerçeği var zira. Afganistan tecrübesinden sonra Ukrayna krizinde de bu gerçek bir kez daha kendini gösterdi. Ne diyor ABD Başkanı, “Ben defalarca Zelenski’yi uyardım. Rusya saldıracak dedim. Bana kulak asmadı. Beni dinleseydi böyle olmazdı.” Biden amiyane ifadeyle Zelensky’e “sen kendin kaşındın” diyor alay edercesine. Sadece Biden mı? Zelensky’nin sözde Avrupalı dostları da sahadaki gerçeklikten bahsedip ‘toprak karşılığı barış’ tezini telkin ediyorlar Ukrayna liderine. “Rus işgali altındaki topraklarının %20’sini Rusya’ya ver, zira bu savaş uzadıkça bizim canımız çok yanıyor” demek istiyorlar adeta.

Velhasıl, Batı’nın kendi jeopolitik çıkarları için ateşteki kestaneleri başkalarına toplatma siyaseti artık çok daha net görülüyor. İşte bunun için Cumhurbaşkanı Erdoğan Batı’nın gönüllü figüranlığına soyunan Micotakis’i uyarıyor. Yunanistan muhalefeti de benzer düşüncede. Ülkelerinin Batı’nın ileri karakolu haline geldiğini söylüyorlar.  Ama bunun aslında korunmasız bir karakol olduğunu zira eğer sıcak bir çatışma olursa yalnız başlarına kalacaklarını biliyorlar.

Ortadoğu Gündemi

Ahtapot Doktrini, Sınır Ötesi Operasyon ve Ziyaretler

İsrail’in “ahtapot doktrini”, İran ve İsrail arasında beklenen savaşa sayılı günler kaldığı haberleri… Irak’taki bir türlü son bulmayan siyasi türbülansın nereye evrileceği… Ekonomik iflasın eşiğine gelen Lübnan ve Mısır’daki ekonomik krizin toplumsal bir felakete yol açma tehlikesi… Normalleşme adımları çerçevesinde gerçekleşen diplomasi trafiği… Küresel enerji denklemini değiştirecek hamle hazırlıkları ve Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine gerçekleştireceği harekât… Ortadoğu’nun şu sıralar en önemli gündem maddeleri bunlar olarak ön plana çıkıyor.

Malum, İsrail, uzun bir zamandır gerek Suriye’de gerekse Irak’taki İran hedeflerine yönelik saldırılar düzenliyor. İsrail şimdiye kadar bu saldırılarla onlarca İran milisini öldürdü. İran içerisinde İranlı bilim adamlarına yönelik suikastların arkasında da İsrail’in olduğu biliniyor. İsrail, bu saldırıları “ahtapotun kollarına” yönelik operasyonlar olarak betimliyor. Şimdi sıranın artık “ahtapotun başına” geldiğini söylüyorlar. Bu söylemden hareketle İsrail’in İran’a yönelik çok daha ciddi, özellikle de İran’ın nükleer tesislerine yönelik bir saldırıda bulunabileceği beklentisi var. İsrail’in tehditlerine İran yönetimi de daha yüksek perdeden tehditlerle cevap veriyor. Ancak, Tahran yönetimi bu yüksek perdeden dillendirdiği tehditlerini bir türlü eyleme dönüştürebilmiş değil. Bu da hem içeride hem dışarıda eleştiri konusu oluyor.

-Bu satırların kaleme alındığı günlerde Türkiye, Suudi Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Selman’ı ağırlamaya hazırlanıyordu. İade-i ziyaret kapsamında gerçekleşecek Erdoğan-Muhammed bin Selman zirvesi oldukça önemli. Ziyaretin ticari ilişkilerin iyileştirilmesi kadar bölgenin jeopolitiğine ilişkin sonuçları olacağı beklentisi var.

-Bir diğer önemli ziyareti ABD Başkanı Biden’ın Temmuz ayında yapacağı, S. Arabistan’ı da kapsayan Ortadoğu turu. Biden’ın Riyad ziyareti önemli. Buzları eritme maksatlı ziyaretin odak noktası ekonomi olacak. Biden, Riyad yönetiminden daha çok petrol üretmelerini isteyecek. Birçok sebepten dolayı Washington yönetimi ile arasına mesafe koymaya başlayan, ABD’nin petrol arz talebini şimdiye kadar yokuşa süren Riyad, petrol arzına olumlu cevap karşılığında Biden’dan ne isteyecek peki?

-Avrupa’nın Rusya’ya olağan enerji bağımlılığından kurtarmak için başlatılan arayışlar kapsamında İsrail ile Mısır arasında önemli bir doğalgaz anlaşması imzalandı. Doğu Akdeniz’den çıkan gaz Mısır’ın LNG dönüştürme istasyonlarına aktarılacak oradan da gemilerle Avrupa’ya. Türkiye’yi dışarıda bırakarak Akdeniz boru hattını inşa etmenin mümkün görülmemesinin ardından İsrail’in, doğalgaz ihracatı için Türkiye’yle anlaşma imzalamaya hiç olmadığı kadar yakın olduğu yorumları yapılıyor.

İran, Ortadoğu ve Körfez’deki bu normalleşme sürecinden bir hayli rahatsız. Tüm bu yakınlaşma süreçlerini kendisine karşı bir bloklaşma olarak görüyor. İşte bu konjonktürde Türkiye Suriye’nin kuzeyine sınır ötesi operasyon hazırlığı içinde. Harekata en büyük tepkiyi terör örgütü YPG ve ABD kadar, hatta daha güçlü bir şekilde İran gösteriyor. Bu yüzden muhtemel bir harekatta Türkiye’nin karşısına YPG terör unsurları ile birlikte İran destekli Haşdi Şami ve Hizbullah milislerinin çıkacağı dillendiriliyor. İran ile vekalet savaşı kapıda bir başka ifadeyle.

Hindistan

“Hindu Faşizmi” ve İslam Dünyasının Suskunluğu

Aşırı sağ ve faşizan milliyetçiliğin yükselişi, İslam düşmanlığı sadece Avrupa’ya has bir durum değil. Hindu ırkçısı Başbakan Narendra Modi liderliğindeki Hindistan yönetimi Hindistan Müslümanlarına tabir caizse kan kusturuyor. Her gün ekranlara yansıyan Müslümanlara yönelik nefret saldırıları gerçekten ürperten cinsten. Hindu polisleri ve çetelerin ellerinde Müslümanlar insanlık dışı muamelelere maruz kalıyor, linç görüntüleri ekranlara yansıyor.

Hindistan, 1 milyar 400 milyon nüfusu ile Çin ile yarışan bir ülke. Nüfusunun 200 milyonu Müslüman. İdeolojisini Hindu milliyetçiliği üzerine oturtan iktidardaki Hindistan Halk Partisi (BJP), siyasi konsolidasyonunu Hindu milliyetçisi söylem ve eylemlerle sağlamaya çalışıyor. Yahudi milliyetçiliği Siyonizm gibi Hindu ırkının üstünlüğüne inanan Hindutva ideolojisini faşizan söylemlerle bayraklaştıran örgütler ve çetelerle birlikte Hindistan’daki Müslümanlara yönelik baskıcı bir politika izliyor Mondi yönetimi.

Son yıllarda artan Hindu milliyetçiliği, yeni bir olgu değil aslında. 1980’lerden bu yana tırmanıştaki bu olgu 2014 ve 2019 seçimlerinden Narendra Mondi liderliğindeki aşırı sağçı Hindistan Halk Partisi’nin tek başına iktidara gelmesinden bu yana ise çok daha görülür hale geldi.   

Son iki üç yıldır Hindistan’dan gelen haber ve görüntüler Hindistanlı Müslümanların yaşadıklarının işgal altındaki Filistinlilerin yaşadıklarından farksız hatta yer yer çok daha dramatik olduğunu gösteriyor. İslam dinine ve Peygamberimize yönelik hakaret içeren paylaşımlara tepki gösteren Hintli Müslümanların evlerinin başlarına yıkılıyor olması birçok şeyi anlatıyor olsa gerek.  

Gerek dünya medyasında yeterli derece yer almamasından gerekse özellikle İslam dünyasının yeterli hassasiyeti göstermemesinden Hintli Müslümanların yaşadıkları konusunda bir farkındalık oluşturulamıyor ne yazık ki. Özellikle Mondi yönetiminin kimi Arap rejimleriyle kurduğu ticari ve stratejik ilişkiler, ABD önderliğindeki Batı dünyasının Çin’i çevrelemeye yönelik stratejisinde Hindistan’a duydukları ihtiyaç faşist Mondi yönetiminin elini rahatlatıyor.

Oysa ki İslam dünyasının elinde, faşist Mondi yönetimini yol getirecek birçok koz var. Peygamber Efendimize hakaretler içeren paylaşımların ardından kimi Ortadoğu ve Körfez ülkelerinde başlatılan Hindistan ürünlerini boykot etme kararı, Körfez’de çalışan milyonlarca Hintli işçiyi ülkelerine geri gönderme talebi bile Mondi yönetimine geri adım atmasını sağlamış, söz konusu paylaşımları yapanlar Mondi’nin partisinden uzaklaştırılmıştı.

Kaynak: Beytullah Demircioğlu, Altınoluk Dergisi, Temmuz-2022, Sayı:437

İslam ve İhsan

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.